Günde 8 buçuk saat çalışmak gerçekten fazla, gerek yok. Mesela ben sadece ve sadece satış ve pazarlama elemanıyım. Yaptığım şey satmak. O yüzden hep derim muhasebeciyle pazarlamacıya hayatta güvenme. Çünkü normal çalıştığım zamanlar günde ortalama 2 kişiyle tanışıyorum ve ortalama 45dk zaman geçiriyorum. Bu 45dk içerisinde karşımdaki ben bir pazarlamacı olduğum için bana sürekli itirazda bulunuyor. Açıkça olmasa da alttan alttan beni bi ölçüp tartıyor. O beni ölçüp tartarken ben de onu ölçüp tartıyorum. Halbuki beni ölçse nolur ölçmese nolur? Sanki konteyner benim, uçak benim?? Baştan söyleyeyim değil, umutlanmayalım. Sonra ben bu kişiyi ikna edebilirsem gelsin primler/avanslar/ödüller... İşte bu noktada yazarın kafasından geçen koca bir NAH'tır. Gelmiyor, öyle bir şey yok.
Neyse ben istifayı bastım zaten. O yüzden şuan emeklilik için primlerini tamamlamış gününü bekleyen kişi kıvamındayım. E öyle olunca adam inanılmaz sıkılıyor. Aklınız almaz, öyle böyle değil. Sonra kafa bi çalışmaya bi çalışmaya başlıyor balık burcu kişisinin, şuan bu bilgisayarın başında olmak zorunda olmasam neler yaparım şeklinde. Burada yazarın kafasından ikinci NAH geçer gider.
Ama şöyle de olabilirdi; öğlen evden çıkardım Eminönü'ne giderdim kendime eskicilerden bi sallanan sandalye alırdım. Beyazıt'a giderdim sahaftan ucuz kitap doldururdum. Nalburdan boya alırdım ertesi gün mutfağı farklı bi renge/renklere boyardım. Hatta bu aktivitelerin yanına bir de zevce ya da arkadaş ekledin mi evden çıkar Karaköy'e yürür oradan vapura bindin mi gider Moda'da kahve/sigara içersin.
İşte İstanbul'da yaşıyorsun ve neler yapmak istersin sorusunun cevabı olarak bunları veriyor insan. Peki gerçek, hayalle çarpışınca ne oluyor? NAH oluyor. Sonuç olarak ne oldu? ( Bugün soru cevap gitmeyi sevdim.) Fatih'te yaşıyorum. Sefaköy'de çalışıyorum. Arada e5 üzerinde 30dk yolculuk ediyorum. Sonra ben sormayayım, sen sormayasın 'bu mu len hayat?' diye kim sorsun. Nerede oğlum benim günlük hayatımda Ortaköy, Boğaziçi, Hisar?? Orhan Veli Aşiyan'da, Gülhane'de takılmasaydı yazabilir miydi o şiirleri. Sonra hayatta fark yaratsın. Nasıl yaratayım oğlum Sefaköy'de fark? Fatih'te yaratıyorum aslında erkek arkadaşımla beraber yaşayarak ( Neee belediye onayı olmayan sevişme!!)
Neyse ben istifayı bastım zaten. O yüzden şuan emeklilik için primlerini tamamlamış gününü bekleyen kişi kıvamındayım. E öyle olunca adam inanılmaz sıkılıyor. Aklınız almaz, öyle böyle değil. Sonra kafa bi çalışmaya bi çalışmaya başlıyor balık burcu kişisinin, şuan bu bilgisayarın başında olmak zorunda olmasam neler yaparım şeklinde. Burada yazarın kafasından ikinci NAH geçer gider.
İşte anlamsızca, anlamsız bir yerde bulunmak böyle bir şey. Kafanın içi bunu yaşıyor ama sen gayet takım elbisen ile bilgisayarının başında oturuyorsun.
Ama asıl yapmak istediğin şey tam olarak bu!!
İşte İstanbul'da yaşıyorsun ve neler yapmak istersin sorusunun cevabı olarak bunları veriyor insan. Peki gerçek, hayalle çarpışınca ne oluyor? NAH oluyor. Sonuç olarak ne oldu? ( Bugün soru cevap gitmeyi sevdim.) Fatih'te yaşıyorum. Sefaköy'de çalışıyorum. Arada e5 üzerinde 30dk yolculuk ediyorum. Sonra ben sormayayım, sen sormayasın 'bu mu len hayat?' diye kim sorsun. Nerede oğlum benim günlük hayatımda Ortaköy, Boğaziçi, Hisar?? Orhan Veli Aşiyan'da, Gülhane'de takılmasaydı yazabilir miydi o şiirleri. Sonra hayatta fark yaratsın. Nasıl yaratayım oğlum Sefaköy'de fark? Fatih'te yaratıyorum aslında erkek arkadaşımla beraber yaşayarak ( Neee belediye onayı olmayan sevişme!!)
Sonuç olarak sen sen değilsin, ama bu şekli de seçen sensin. Seçimlerinin gerektirdiklerini yapmak da sana ait olacak. Akşama eve giderim tavuk beytiyi fırına koyar çamaşırları asarım. Baktım benlik benden gidiyor sevgilimle zombi dizisi izlerim, gelecekteki zombi apocalypse'e hazırlarım kendimi.




zombi ye hazırlıksız yakalansan nolcak... yine çamaşır ütü bulaşık varmış, yine aptal hemcinsler aptal erkekler...halbuki bi zombi-insan dayanışması, bi "aptalların beyni daha tatlıymış" dezenformasyonu hoş olmaz mıydı? zombie apocalypse i bilmem de ben haydarpaşa ya gelip "seni yenicem istanbuuul" diye bağırıp seni de alıp kaçıcam bu gidişle...
YanıtlaSil